Sedat Girgin’in Portrelerinde Sessiz Diyalog

Ödüllü Türk ressam ve illüstratör Sedat Girgin, çocuk kitaplarına yaptığı illüstrasyonların yanı sıra resimleriyle de dikkat çekmektedir. Eserlerinde dışavurumculuğun izlerini gördüğümüz sanatçı, kendi ifadelerinde de belirttiği üzere özellikle Belçikalı ekspresyonist ressam  James Ensor’dan etkilenmiştir. Girgin, portrelerinde grotesk bir duyarlılığı benimser; abartılı yüz hatları, uzayan uzuvlar, cinsiyet ve kimlik göstergelerinden arındırılmış deforme bedenler ile yönünü yitirmiş gibi görünen bakışlar aracılığıyla figürü doğal görünümünden uzaklaştırır. Ancak bu deformasyon yalnızca biçimsel bir müdahale değildir. Sanatçı, figürü toplumsal rollerden, statülerden ve alışıldık kimlik tanımlarından sıyırarak onu daha yalın ve yoğun bir öznellik alanına taşır. Bu yönüyle Girgin’in portreleri, groteski yalnızca biçimsel bir bozulma olarak değil, insanın yerleşik kimliğini sarsan estetik bir strateji olarak kullanır.

Mikhail Bakhtin’in grotesk beden anlayışında beden; tamamlanmış ve kapalı bir yapı değil, sürekli dönüşen, sınırları aşan ve değişim hâlindeki bir oluş olarak düşünülür. Grotesk imge, kusursuzluğu değil eksilmeyi, taşmayı, dönüşümü ve belirsizliği görünür kılar. Girgin’in figürleri de tam bu eşikte konumlanır. Bu yüzler ne bütünüyle tanıdıktır ne de bütünüyle yabancı; ne gerçekçi bir portreye ne de fantastik bir yaratığa dönüşürler. İzleyici, bu figürlerde kendi varoluşuna ait izler bulurken aynı zamanda kendisini huzursuz eden bir “öteki” karşılaşır. Bu deneyim, lunaparklardaki distorsiyon aynalarının karşısında geçirilen zamana benzer. İlk anda tanıdık gelen yüz ve beden, küçük deformasyonlarla dönüşmeye başladıkça merak uyandırır; kişi aynadan uzaklaşıp yeniden yaklaşır, yüzünü, kolunu ya da bedeninin farklı bölümlerini aynaya doğru uzatarak dönüşümün yeni biçimlerini izlemek ister. Çünkü burada ilgi çekici olan yalnızca görüntünün norm dışına çıkması değil, kişinin kendi varlığının potansiyel  ihtimallerini görmesidir. Girgin’in portrelerinde de ilişki benzer biçimde kurulur; figürler bakışı tek bir noktada sabitlemek yerine onu sürekli geri çağırır. İzleyici her yeni bakışta figürde daha önce fark etmediği bir ayrıntı, başka bir duygu ya da yeni bir ifade yakalayacağını hisseder. Portrelerin izleyici üzerinde yarattığı çekim gücü bu noktada görünür hâle gelir.: Bakış, gördüğü şeyden uzaklaşmak yerine ona doğru yönelir. Bu sayede Girgin’in grotesk figürleri, izleyiciyi yalnızca görsel bir deneyimle sınırlamaz; başkalık, mesafe ve karşılaşma kavramlarını yeniden düşündüren bir alan açar.

Figürlerde gördüğümüzün zihnimizdeki karşılığı yalnızca biçimsel bir deformasyondan kaynaklanmaz. Modern sanatın önemli estetik dinamiklerinden biri olan grotesk, insanı normlar, korkular ve evrensel yasalarla sınırlandırılmış dünyanın dışına çağıran bir eşik deneyimi üretir. Bu deneyim, bir yandan logosun güvenli sınırları içinde kalarak aykırı olanı “ucube” olarak tanımlayan kültürel eğilimlerle, diğer yandan insanın doğasında bulunan bilme ve görme arzusuyla ilişki kurar. Aristoteles’in Metafizik’te dile getirdiği “Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister” önermesi, merakın düşüncenin ve sorgulamanın temel hareket noktası olduğunu ortaya koyar. Grotesk de tam bu noktada işlev kazanır; görünür dünyanın alışılmış düzenini bozarak şaşkınlık, tedirginlik ve merak duygularını harekete geçirir. Böylece yalnızca norm dışı olanı görünür kılmaz, aynı zamanda yaşamın kırılganlığını, bedenin dönüşebilirliğini ve kimliğin sabit olmayan yapısını açığa çıkararak izleyiciyi kendi varoluşu üzerine yeniden düşünmeye davet eder.

Sedat Girgin’in portrelerinde figürlerin yanı sıra mekân tasarımı da önemli bir belirleyici olarak öne çıkar. Minimal bir düzen içinde iç ve dış mekân ayrımı sezdirilse de, bu alanlar net bir tanım kazanmaz; mekân çoğu zaman belirsiz, yönsüz ve tanımsız bir yüzey olarak kalır. Figürler, bu mekânla organik bir ilişki kurmaktan ziyade, onun içinde askıda duran unsurlar gibi görünür. Soğuk maviler, sarılar ve yer yer solgun yeşiller arasında salınan renk paleti, hem sıcak hem de huzursuz edici bir atmosfer üretir. Ancak bu renkler belirli bir coğrafyaya ya da mekânsal referansa işaret etmez; arka plan bulanıklaşarak figürleri somut bir çevrenin içinden koparır. Böylece mekân, anlatıyı taşıyan bir yapı olmaktan çıkar ve figürleri boşlukta aidiyetsizleştiren  görsel bir düzleme dönüşür. Kimi sahnelerde bir grup figürün el arabasında bir araya gelişi, sanki ortak bir kutlamanın, göçün, vedanın ya da paylaşılmış bir hüznün parçasıymış hissi uyandırır. Ancak nereye gittikleri, nereden geldikleri ya da neyi paylaştıkları hiçbir zaman tam olarak açıklığa kavuşmaz. Bu belirsizlik, izleyiciyi olayların nedenini aramaktan çok figürlerin taşıdığı duygusal atmosfere yönlendirir. Böylece resimler, anlatılan bir hikâyeden ziyade hissedilen bir ruh hâline dönüşür.

Sabit bir bağlamın yokluğu, portreleri yalnızca “temsil edilen” imgeler olmaktan uzaklaştırır; bunun yerine izleyiciyi kendi bakış rejimine dahil eden bir varlık biçimi üretir. Bu noktada figürler, yalnızca görsel nesneler değil, bir tür “karşılaşma yüzü” olarak işlev görmeye başlar. Levinas’ın sözünü ettiği anlamda yüz, burada yalnızca görülen bir biçim değil, izleyiciyi kendisine yönelten bir çağrıya dönüşür. Girgin’in portrelerinde hissedilen masumiyet, çaresizlik ve yalnızlık da bu nedenle yalnızca tematik bir içerik olarak kalmaz; izleyiciyi içine çeken duygusal bir deneyime dönüşür. Böylece bakış, yalnızca bir yüzü seyretmez; onunla kurulan ilişkinin parçası hâline gelir.

Bu deneyimi genişleten bir diğer unsur ise figürlerin çevresinde yer alan objeler, çiçekler ve hayvanlardır. Bu öğeler, evrensel ve sabit bir sembolizm sistemine dayanmak yerine, sanatçının imgelem dünyasında şekillenen çok katmanlı bir görsel evrenin parçaları olarak belirir. Anlamı kesinleştirmekten çok çoğaltan ve sürekli hareket hâlinde tutan bu imgeler, tekil bir yorum rejimine indirgenemez. Aksine, izleyiciyi aktif bir anlamlandırma sürecine davet eder. Böylece her alımlayıcı, kendi deneyimleri, hafızası ve duygusal birikimi doğrultusunda farklı okumalar geliştirir; figürlerle kendi iç dünyası arasında öznel ve değişken ilişkiler kurar.

Sedat Girgin’in portrelerinde klasik grotesk figürlerde karşılaşılan donukluk ve sabitlenmişlik hissi yerini, potansiyel bir hareketlilik ve sürekli devinim duygusuna bırakır. Figürler, her an hareket edecek, yer değiştirecek, doğrulacak ya da izleyicinin bakışına karşılık verecekmiş gibi bir etki üretir. Bu yüzlerde adeta gizli bir replik, söze dönüşmemiş bir yanıt ihtimali saklıdır. Figürler, her an gözlerini açabilecek ya da içinde bulundukları sessizliği bozabilecek bir bekleyiş içinde donmuş gibidir. Ancak bu durum korkudan çok merak ve hayranlık duygusunu besler. Bakan kişi, biraz daha uzun süre baktığında figürlerin hareket edeceğini, konuşacağını ya da iç dünyalarına dair bir ipucu vereceğini hisseder.

Bu yüzler, tanıdık bir yabancının şefkatini taşır. Yakınlık ve mesafe, aidiyet ve yabancılık aynı anda var olur. Bazı ifadelerde belirginleşen hüzün, bazılarında hissedilen kırılgan kibir ya da sessiz bir bekleyiş, figürleri yalnızca estetik nesneler olmaktan çıkarır. İzleyici kendisini çoğu zaman figürün hikâyesini, geçmişini ya da taşıdığı duygusal yükü sorgularken bulur. Bu nedenle portreler belirli bir anlatıyı aktarmaktan çok, farklı duygulanımların ve ruh hâllerinin taşıyıcısı olarak işlev görür. 

Sanatçının farklı figürlerde neredeyse istisnasız aynı yüz tipolojisini kullanması da bu hissi güçlendirir. Karşımıza çıkan şey farklı karakterlerden çok, tek bir yüzün çeşitli duygusal varyasyonlarıdır. Sanki Girgin, aynı yüzü tekrar tekrar resmederek onun tüm olasılıklarını, bütün ifade biçimlerini ve ruhsal katmanlarını araştırmaktadır. Bu yönüyle portreler, bireysel kimliklerden çok insan olma hâlinin farklı tezahürlerine odaklanan bir yüz arkeolojisine dönüşür. Grotesk estetiğin sunduğu deformasyonlar da bu araştırmanın bir parçası hâline gelir; figürleri sıradan temsilin dışına taşıyarak onları hem tanıdık hem de erişilemez kılan özgün bir görsel evren yaratır.

  • Related Posts

    İskilipli Genç Yazar Bilal Filiz İkinci Kitabını Okurlarla Buluşturdu

    İskilipli genç yazar Bilal Filiz, ilk romanı “Sarmaşık”ın ardından öykü türündeki ikinci eseri “Uzak Şehrin Masalı”nı yayımladı. Duygu ağırlıklı anlatımı ve sade diliyle edebiyat yolculuğunu sürdüren Filiz, yeni eserler üzerinde…

    Tatvan’da yazar Mehmet Şah Marhan okurlarıyla buluşacak

    Aile-Öğrenci Danışmanı, eğitimci ve yazar Mehmet Şah Marhan, 3 Ağustos’ta Bitlis’in Tatvan ilçesinde düzenlenecek imza gününde okurlarıyla bir araya gelecek. Tatvan Akademi Kitap Kırtasiye sponsorluğunda gerçekleştirilecek imza günü, Tatvan Yaşam…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Sana Özel

    İskilipli Genç Yazar Bilal Filiz İkinci Kitabını Okurlarla Buluşturdu

    İskilipli Genç Yazar Bilal Filiz İkinci Kitabını Okurlarla Buluşturdu

    Milyonları ilgilendiren haber artık hastaneye gitmeye gerek yok

    Milyonları ilgilendiren haber artık hastaneye gitmeye gerek yok

    Kastamonu’da bilimsel çalışmayla kuzu verimi arttı: 55 koyundan 100’ün üzerinde yavru

    Kastamonu’da bilimsel çalışmayla kuzu verimi arttı: 55 koyundan 100’ün üzerinde yavru

    Tatvan’da yazar Mehmet Şah Marhan okurlarıyla buluşacak

    Tatvan’da yazar Mehmet Şah Marhan okurlarıyla buluşacak

    MHK açıkladı: Anthony Taylor, Elit Hakem Direktörü oldu!

    MHK açıkladı: Anthony Taylor, Elit Hakem Direktörü oldu!

    Gündüz sokak süpürdü, gece pedal çevirdi: Azmiyle hayatını değiştirdi

    Gündüz sokak süpürdü, gece pedal çevirdi: Azmiyle hayatını değiştirdi