ZEKİ HOZER

Ulusal kimliğimiz ve ağustos ayı

Ünlü akademisyen ve Pulitzer ödüllü yazar Jared Dimond, Yükseliş isimli ve ‘ krizdeki ulusların dönüm noktaları’ alt başlıklı kitabında (*), bireysel krizlere yönelik belirleyici faktörlerin bazılarının ulusal krizler için de geçerli olduğundan bahisle, ulusal kimlikten, bir ulusu şekillendiren, onu benzersiz kılan, ortak gurura yol açan bir değerler bütünü olarak bahseder. Doğallıklı, bunun içinde dil, tarih, sanat, kültür, siyasi ve askeri başarılar gibi birçok faktör söz konusu olacaktır. Bu bağlamda, Türk Ulus Kimliğini şekillendiren ve güçlendiren bir zaman dilimi olarak ağustos ayı oldukça önemlidir.

ATATÜRK ASKERİ BİR DEHA
26 Ağustos 1071 yılında yapılan Malazgirt Meydan Savaşını hatırlamakla başlayabiliriz. Tarihimizin en önemli savaşlarından birisidir ve Türklerin Anadolu’yu yurt edinmeleri, devamında da Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetine giden tarihin dönüm noktası halinde bir tarihsel olaydır. 11. yüzyılın en büyük devleti olan Bizans’a karşı kazanılan bu savaş, dokuz yüzyıl sonra yine zamanın en büyük sömürgeci devletlerini dize getiren ‘Kurtuluş Savaşımızın’ ruhunda da var olacaktır. Kurtuluş Savaşımız demişken, 104 yıl önce, 26 ila 30 Ağustos 1922 tarihleri arasında Türk Ulusu, bir mutlak yok oluştan kurtulmak için, askeri bir dehanın komutasında, Başkomutanlık Meydan Savaşı gerçekleştiriyordu. Tarihimizin en karanlık döneminden, milletimizin her bireyinin özverisi ve azmi ile sıra dışı bir önderin liderliğinde, Türk milleti ve devleti adeta küllerinden sonsuza kadar var olacağı bir doğumu yarattı. Ancak bu süreç hiç de kolay değildi. Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı, ülkenin tüm kaynaklarını tüketmişti. Devlet zayıf, insanlar aç ve fakirdi. Bu şartlarda ilan edilen genel seferberlik ve diğer ek önlemler, istenilen seviyede hazırlıkların yapılmasını sağlayamıyor, Yunan ordusu ile aradaki eşitsizlik giderilemiyor, muharip güç olması gereken noktalara ulaşamıyordu. Ama dava vatanı kurtarmak gibi haklı bir davaydı ve Milli Mücadele ile Misak-ı Milli ana hedefti. Bu noktada, hazırlık aşamasında uluslararası antlaşmalar kapsamında stratejik imzalar atılmış, Gürcistan ve Ermenistan ile Kars, Ruslarla Moskova ve Fransızlarla da Ankara Anlaşması deklare edilerek, İngiliz ve Yunanlılar siyasi olarak izole edilebilmişti. Son noktada da Büyük Taarruz ile İngilizlerin Sevr Projesi, bir daha inmemek üzere rafa kaldırılmış oldu.

EZİLENLERE ÖRNEK OLDU
Atatürk’ün önderliğinde, ordumuzun 26 Ağustos 1922’de başlattığı bu destansı savaş, eşi bulunmaz bir askeri ve siyasi zaferler manzumesi yarattı. Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Mondros Mütarekesi yok hükmüne geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını tüm dünyaya deklare edecek olan Lozan Antlaşması’na zemin hazırladı. Ve tüm sömürü altındaki uluslar için ilham alınacak bir başarı öyküsü yaratıldı. Bu büyük başarı sonrası, Yunan ordusunu domine eden İngiltere’deki Lloyd George hükümeti devrilirken, istilacı Yunan Küçük Asya Ordusu’nun komutanları ile dönemin Yunan Başbakanı dahil bu yayılmacı politikayı uygulatan siyasiler, ülkelerinde idam ile yargılandılar. 26-30 Ağustos 1922 tarihlerinde gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, öylesine muazzam bir askeri başarı öyküsüdür ki; Bizlere ulus olarak ilelebet yaşayacağımız bir devletin kurulmasını bahşederken, tahakküm altındaki tüm ulusların kurtuluşunu müjdelemiş ve tüm sömürge altındaki insanlara bağımsızlık için ilham olmuştur. Bilirsiniz, bireyler açısından yeni bir krizle başa çıkmanın en önemli faktörü, geçmiş krizlerden sağ kurtulmuş olmanın kazandırdığı özgüvendir. Bizim de, bu zaman diliminde, ulus olarak, ekonomi başta olmak üzere bir takım sorunlarımız söz konusu olabilir ama tarihimizdeki yukarıda bahsettiğim sıra dışı ve hatta mucizevi başarılarının bizlere kazandırdığı kümülatif güç ile, tüm sorunlarımızı çözüp, Atatürk’ün hedeflediği muasır devletlerin önüne geçeceğimizden bir an bile şüphe duymuyorum…

  • Related Posts

    Asuman Kafaoğlu-Büke’den “Antikçağda Kadın Olmak”

    Tanıtım bülteninden: Bin yıllardır anlatılan hikâyelerin merkezinde onlar vardı: Kimi baştan çıkaran bir günahkâr, kimi yıkım getiren bir büyücü, kimi de sessizliğe mahkûm edilmiş bir gölge olarak damgalandı. Mitoloji ve…

    Geceleri Sessizdir Tahran, devrim, baskı, direniş ve özgürlük arzusu üzerine hem çok tanıdık hem de bilinmedik bir hikâye

    Tanıtım bülteninden: Bir ailenin İran’dan kaçışını ve geri dönüşünü anlatan çarpıcı bir roman: Geceleri Sessizdir Tahran. 1979. Genç bir komünist devrimci olan Behsad, şahın sürülmesinden sonra yeni bir düzen için…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Sana Özel

    Asuman Kafaoğlu-Büke’den “Antikçağda Kadın Olmak”

    Asuman Kafaoğlu-Büke’den “Antikçağda Kadın Olmak”

    Geceleri Sessizdir Tahran, devrim, baskı, direniş ve özgürlük arzusu üzerine hem çok tanıdık hem de bilinmedik bir hikâye

    Geceleri Sessizdir Tahran, devrim, baskı, direniş ve özgürlük arzusu üzerine hem çok tanıdık hem de bilinmedik bir hikâye

    Antan Özer’in gündelik hayatın en sıradan anlarında insanın en derin meselelerini görünür kılan şiirleri okurla buluştu

    Antan Özer’in gündelik hayatın en sıradan anlarında insanın en derin meselelerini görünür kılan şiirleri okurla buluştu

    Emlak vergisinde 2027 inşaat maliyetleri netleşti: Metrekare bedelleri yeniden belirlendi

    Emlak vergisinde 2027 inşaat maliyetleri netleşti: Metrekare bedelleri yeniden belirlendi

    Mezar Kazıcısından İnfazcıya: Şahin Hayri Üren’den Suç Romanına Farklı Bir Soluk

    Mezar Kazıcısından İnfazcıya: Şahin Hayri Üren’den Suç Romanına Farklı Bir Soluk

    Kepez Devlet Hastanesinden hastaların evde sağlık hizmetleri için multidisipliner model

    Kepez Devlet Hastanesinden hastaların evde sağlık hizmetleri için multidisipliner model